Ayakkabı Boyacısı

Köşedeki kırmızı sardunyalı evi geçince dolmuşa el ettim. Bu sabah dolmuşa binecek param var. Allah kısmet eder de işler iyi giderse akşam da eve yayan dönmek zorunda kalmam. Ah nerede o eski günler. Günlük yol paramı kat be kat çıkarır, büfeden döner ekmek yer, akşama da çocuklara bir kilo elma, bazı akşamlar da dondurma alırdım. Şimdilerde ise elma melma şöyle dursun, çocuklara iki lokma ekmeği zor getirir oldum. Hava yağmurlu olmasa şu dolmuşa da binmezdim ya, ne yapalım şimdi ıslanıp hasta olup, yataklara düşmek de var. Sonra uğraş artık öksürük, ateş. O halde işe de çıkamazsın. Çoluk çocuk aç kalır. Çok şükür halime, kuvvetim yerinde. Ah bir de işler iyi olsa. Dolmuş hınca hınç dolu yine. Adı buradan geliyor olsa gerek, bir kez de dolmamış görmedim bu mereti. İnsanlar içinde balık istifi gibi mübarek. Ekmek teknemi zar zor sığdırdım kapıdan, çakma gözlüklü artist şoför mırın kırın etti  ama Allah razı olsun aldı beni yine de. İki kişilik yer kaplıyorum malum. Oturma gibi bir lüksüm yok zaten. Yeteri kadar alanı meşgul ettiğimden aklıma bile gelmez dolmuşta oturmak. Zaten her zaman yaşlı bir teyze, hamile bir kadın, ya da eli kolu alışveriş poşetleriyle dolu birileri vardır yeri hak eden.

Cama dayadım emektar gövdemi. Baktım karşı koltuktaki takım elbiseli ihtiyar, ekmek teknemi kesiyor. Meslek alışkanlığı gözler kaydı hemen ayaklarına; kirlenmiş, solmuş pabuçları. İki sünger atayım abi dedim. ‘’İstemez’’ dedi ters bir tonla.’’ Hâlâ var mı bunlara ayakkabı boyatan? Markette mis gibi süngeri, boyası, en âlâsı var. Sana vereceğim paraya kendime boya alır istediğim vakit hallederim işimi. ’’ ‘’ Canın sağ olsun abi ‘’dedim. Ne diyeyim ben şimdi bu densize. Bela ceza okumam, bereketi kaçar günün. Şu adama iki sünger attırayım, vereyim bir lira, siftah yapsın gariban demez kimse zaten. Kim kimi düşünür kaldı ki  memlekette. Herkes bir alacak verecek derdinde.

‘’Meydan’da bırak abi’’ diye seslendim artist şoföre. Hava açmış ne biraz. Bulutlar asılı yine gökyüzünde. Yağacak yine kurtuluş yok. Muşambasını aldım ekmek teknemin. Olur da yağarsa ıslanmasın, elimiz ayağımız o bizim. Babamdan yadigâr hem de. Arada siler parlatırım, param olunca cilasını yaparım. Pırıl pırıl tertemizdir. Gözüm gibi bakarım. Kırk yıllık dostum gibi arada konuşur, dertleşirim onla.

Meydan yine sessiz. Güvercin yemi satan çingene kadın şemsiyesinin altına sığınmış. Kuş muş yok ortada. Beni görünce selam etti. Kafamı oynattım, hoş bulduk dedim kendimce. Bu ihtiyar kadın da burada böyle sabahtan akşama kadar iki bardak yem satıp, bir simitle karnını doyurma derdinde. Allah herkese kolaylık versin ne diyeyim. Hava kapalı, soğuk ya biraz, herkes atmıştır kendini en yakın Avm’ye. Cebinde bir lirası olan çulsuz bile, kaşığı içinde yamulmuş plastik bardaktan höpürdetiyordur çayını şimdi. Bedava tuvalet de yanında artısı. Bir liraya hem iç, hem işe. Oturacak plastik sandalyede var. Daha ne istesin gariban. Olan bize oluyor işte. Sokaklarda kimse yok. Vatandaş çoluk çocuk Avm’de. Bak yine geçiyor bilmem ne Avm’nin servisi. İçi gene tıklım tıklım. Para vermeden ulaşım da var. Ne yapacak adam meydana gelip, kuşlara yem atıp, kahveden bir çay içip, ayakkabısını boyatıp… Eskidenmiş bu alışkanlıklar. Görmedin mi dolmuştaki adamı. Marketten alır boyarmış ayakkabısını. Rahmetli peder anlatırdı; meydanlarda çoluk çocuk ahali, kimi macuncunun başında, kimi çaycının… Gazetesini alan bey amcalar hem ayakkabılarını boyatır, hem sohbet ederlermiş eşle dostla. Ayakkabı boyacıları da yan yana dizilirmiş, hepsi dostmuş. Kimse kimsenin müşterisine göz dikmezmiş. Herkes ekmeğini çıkarırmış. Şimdi her şey değişti. İnsanlar ekmeğini, soğanını bile Avm’lerden alır oldular. Bir ben değilim isyanda olan. Manava da sor, bakkala da sor. Herkesin derdi aynı. Geçen mahalle bakkalı da kapadı dükkânı. Bizim veresiye hesap da yok artık. Borçlu kaldık adama da. Ne yapmalı etmeli, kapamalı borcu. Onda da var çoluk çocuk. İşi de yok şimdi garibanın. Bugün iş iyi giderse üç beş kuruş vereyim adama ama baksana kimse yok yine buralarda. Kim gelecek de ayakkabı boyatacak bu havada? Geçenlerde çingene Naci’yle tavla atıyorduk mahalle kahvesinde. O dediydi. Bu Avm’lerde de varmış ayakkabı boyacıları. Kirasını ödeyip iş yapıyorlarmış orada. Ama benim senin gibi gariban değilmiş onlar. Nostalji havası ayağına götürüyorlarmış parayı. Bitti bizim meslek Naci dedim. ‘’Bir şeyler yapmalı ‘’dedi. ‘’Büyük şehirde bize ekmek yok artık. Ben köyüme geri dönecem, seni bilmem,  çoluk çocuk tarlada iş bulur çalışır, rızkımızı çıkarırız. Burada hayat zor bize.’’ dedi. Haklı adam. Olacağı bundan gayri. Hanım hiç istemez köye geri dönmeyi ama aç mı kalalım burada. Tezgâhı toplamalı. Akşam oldu bir siftah yapmadım yine. Eve de tabana kuvvet artık. Hanımla konuşmalı akşama. Olmayacak bu böyle. Bitirdi bizi bu gâvur icadı. Gâvur icadı ya sen ne sandıydın?

Cevapla